Yüksekten Düşme Sonrası Askı Travması

Doğa HSE Group Eğitmeni Burak Turan:

Toplu korunma önlemlerinin yeterli olmadığı durumlarda, yüksekte çalışan personeller için emniyet kemerinin giyilmesi zorunludur. Emniyet kemerini doğru bir şekilde giymek çok önemlidir. Peki emniyet kemerini doğru giyebilmek yeterli midir sizce?

Emniyet kemeri ile ankraj noktası arası bağlantılarının doğru yapılması da bir o kadar önemlidir. Örneğin; emniyet kemerini doğru giyen ve ankraj noktası bağlantılarını doğru yapan bir çalışanın, çalışırken dengesini kaybettiğini ve düştüğünü varsayalım. Neyse ki bu çalışan yaptığı doğru bağlantılarla yere çarpmaktan kurtulmuş ve kemer üzerinde askıda kalmış olacak. Peki tüm tehlike geçmiş midir? Maalesef hayır. Kişinin düşüşü ile başlayıp güvenli bir şekilde kurtarıldığı ana kadarki hayati öneme sahip tehlikeli bir süreç başlamış olur. Bu yazımda askıda kalan bir kişinin, bu süreç içerisinde neler yaşadığını anlatacağım. Eğer erken kurtarma organizasyonu yapılamazsa, düşen kişinin yaşamsal fonksiyonlarının kısa sürede nasıl ölümcül boyutlara ulaşabileceğini konuşacağız.

Kişinin emniyet kemeri içinde dik konumda ve hareketsiz bir şekilde kalması sonucunda “askı travması” meydana gelir. Vücudumuz dik konumda hareketsiz kalmayı tolere edemediği için bu duruma askı intoleransı, ortostatik intolerans veya asılı kalma sendromu da denir. Askı travmasını anlamak için ortostatik sendrom, ortostatik senkop ve venöz göllenme terimlerini iyi bilmek gereklidir. Ortostatik sendrom; vücuttaki kan basıncının olması gereken seviyenin altında kalması sonucunda oluşur. Örneğin; yatarken birden hızlıca ayağa kalktığımızda; kanın viskositesinin (kıvamının) yüksek olması sebebiyle, beynimize giden kan miktarı bedenimizin hareket hızına çok kısa bir süre de olsa ayak uyduramaz ve vücudumuzda baş dönmesi, mide bulantısı, sıcak basması ve ani terleme hissederiz. Bu şikâyetleri uzun süre ayakta ve hareketsiz kaldığımızda da hissederiz. Kasılıp gevşeyen kaslar, özellikle uyluk ve bacak kasları toplardamarlardaki kanın kalbe geri dönüşüne (venöz geri dönüş) yardımcı olmaktadır. Ancak vücut hareketsiz kaldığında, kas pompaları venöz geri dönüşe yardımcı olmayacağı için dolaşım sekteye uğrar ve sürecin devamında bilinç kaybı gelişir. Sürece müdahale edilmediği takdirde ölümle sonuçlanabilir. Kişinin asılı iken bilincini kaybetmesi durumuna ortostatik sendroma bağlı senkop denir. Şimdi askıda kalan bir birey için bu evreler nasıl gerçekleşiyor ona bakalım.

Kanın bacaklardaki damarlarda birikmesi evresine venöz göllenme denir. Venöz göllenme, yer çekimi etkisiyle kanın tekrar kalbe geri dönememesi durumudur. Bu durum nasıl meydana gelir? Kanın kalbe geri dönüşünü sağlayan mekanizmalardan birisi kalbin yaptığı negatif basınçtır. Toplardamar ağı içinde bulunan tek yönlü valf sistemi sayesinde kan kalbe doğru ilerler. Bu ilerlemeye kol ve bacak kaslarındaki kasılmalar da venleri sıkıştırarak dolaşım sisteminin doğru bir şekilde çalışmasına yardımcı olur. Kasların hareketsiz kalması durumunda bacaklarda venöz göllenme artacaktır. Zaman geçtikçe ve hareketsizlik devam ettikçe de venöz göllenme kapasitesi artacaktır. Bu durum yalnızca askıda kalmada değil, uzun süre ayakta kalma durumunda da gözlenebilir. Bu durumun en bilindik örneği; askerlerin törenler esnasında uzun süre hareketsiz ayakta beklemelerinin, bayılma ile sonuçlandığı durumlardır. Venöz göllenme oluşumundan sonra hareketsizlik hali devam ettiğinde, kardiak girişi (kalbe dönen kan miktarı) azalacak, dolayısıyla kardiyak çıkışı ve atardamarların basıncı düşecektir. Bu durum beyne giden kan miktarında azalmaya sebep olur. Ve bilinç kaybı meydana gelir. Bu aşamaya ise senkop denir. Senkop oluşmadan önce vücutta presenkop dediğimiz süreç başlar ve bu süreç olacaklar için bir uyarıdır aslında. Askıda kalan kişi de baş dönmesi, mide bulantısı, terleme, çarpıntı ve şaşkınlık halleri görülür. Bu belirtiler senkopun yaklaştığının habercisidir.

Senkopun ardından vücutta neler oluyor, bir de ona bakalım. Bilinç kaybı yaşandıktan sonra birey hareketsiz kalacağı için venöz damarlarda biriken kan seviyesi artacaktır. Dolayısıyla dolaşım sistemi içerisindeki kan seviyesi azalacaktır. Bu durum hipovolemi (damar içinde dolaşan kan miktarının azalması) olarak adlandırılır. Kişi kan kaybı yaşamasının ardından hipovolemik şoka girer. Bu durum aynı zamanda asılı kalan bireyin, yaşamından endişe ve kaygı duymaya başladığı ilk evredir. Vücut salgıladığı adrenalinle kötüye giden durumu düzeltmek için çaba sarf etmeye başlayacaktır. Bu sürecin işlemesini hızlandıran bir başka durumsa da, emniyet kemerinin perlonlarının damarlara yaptığı basınçtır. Bilinç kaybıyla birlikte dirençsiz kalan kaslar perlonlara karşı gelemez ve tüm baskı damarlar üzerinde kalır. Kanın azalmasıyla taşıdığı oksijenden mahrum kalarak zarar gören bir tek beyin değildir. Kanın taşıdığı oksijen miktarınca çok hassas olan böbrekler de zarar görebilir. Bu sebeple senkopun ileri evrelerinde böbrek yetmezliği görülebilir. Beyin ve böbrekler dışında da yeterli oksijeni alamayan organlardaki dokular zarar görmeye başlar. Bu evre hipoksik evre (hypoxidosis) olarak adlandırılır. Dolaşımın bozulması sadece oksijen yetersizliğinin yanı sıra dokuda oluşan toksik atıkların da dolaşımla boşaltım organlarına naklini sekteye uğratacağından dokularda toksik madde miktarı da artacaktır. Müdahale edilmediği takdirde dolaşım sistemi yaşamsal fonksiyonların devamını sağlayamadığı için ölüm gerçekleşecektir.

Askı travması, kemer içerisinde hareketsiz kalarak ciddi dolaşım sistemi sorunları meydana getiren ve devamında ölümle sonuçlanabilecek hayatı tehdit eden bir süreçtir. Yapılan araştırmalar ve yaşanan olaylarda görülüyor ki, bireylerin dik konumda hareketsiz kalma durumlarının hayati etkileri olabiliyor. Bu etkiler sırasıyla ortostatik şok, presenkop ve senkop şeklinde gözlemlenir. Düşmelerin, çalışanların standartlara uygun olmayan ya da yanlış beden kemer giymesi, aç (hipoglisemi) ya da çok  (indigestion) yemek yemiş olmaları, susuzluk (dehidratasyon) dereceleri, az uyku uyumuş olmaları veya psikolojik durumları gibi sebeplerle daha kötü sonuçlar doğurabileceği de unutulmamalıdır. Askıda kalma durumunda yukarıda anlatılan evrelerin yaşanmasını geciktirmenin çeşitli yolları vardır. Bu yöntemleri bilen personelin yüksekte çalışma yapması, hem kaza sonucunun ölümcül boyutlara ulaşmasını engeller, hem de çalışma anında kendisine olan güvenini arttırır.

Yüksekte çalışacak personelin bu tür ölümcül tehlikelere maruz kalmaması için kesinlikle ‘Yüksekte Çalışma Eğitimi’ alması gerekmektedir. Yapı İşlerinde İş Sağlığı Ve Güvenliği Yönetmeliği altında yer alan “Yapı Alanındaki Çalışma Yerleri İçin Genel Asgari Şartlar”da da belirttiği gibi (Çalışanlara yüksekte çalışmayla ilgili tehlike ve riskler konusunda bilgilendirme yapılarak gerekli eğitim verilir.) eğitim verilmesi mevzuatta zorunlu kılınmıştır.

 

Safety Management Türkiye dergisini okumak için bize yazabilirsiniz.