“Buzullar eriyince Taksim ada, Kadıköy ve İzmir Kordonu ise yok olacak”

Prof. Dr. Levent Kurnaz

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi, İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü

İklim değişikliği üzerine çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Levent Kurnaz, geçtiğimiz eylül ayında yayınlanan kitabı ‘Son Buzul Erimeden’ ile bu ay konuğumuz oldu. ‘

‘Merakla beklediğim ve soluksuz okuduğum kitabı kimi zaman bir fantastik hikâyeye kimi zaman da bir korku filmine dönüştü. Ancak doğru ve açık bilginin gerekliliğini bir kez daha gözler önüne serdi. İklim değişikliğinin İş Sağlığı ve Güvenliği üzerine olan etkileri ise hayli düşündürücü oldu.’’

 SM Türkiye: Öncelikle elinize sağlık. Vermiş olduğunuz bilgiler çok değerli. Bir de en önemli özelliği çok yalın bir dil kullanmışsınız. Bilimsel bir kitap ancak her kesimden insanın okuyup, anlayabileceği gibi…

Levent Kurnaz: Çok teşekkür ederim. Ben 1990 yılında bir karar aldım. Kendi kendime dedim ki ‘ben yaptığım işi anneme anlatabilmeliyim’. Bu kitap ya da yaklaşımın bu felsefenin ürünüdür.

SM Türkiye: İnsanlık tarihinde görülmedik bir şekilde değişen bir iklim sorunumuz var. Kitabın adı ‘Son Buzul Erimeden’ bir geri sayım gibi. Yanılıyor muyum?

Levent Kurnaz: ‘Son Buzul Erimeden’ dediğimiz şey çok geniş bir zamana yayılabilir. Çünkü son buzulun erimesi öyle 3 – 5 gün değil. Burada bahsettiğimiz şey 1000 sene mertebesinde. Hiçbir zaman demiyoruz ki çok kısa vadede bir şeyler olacak. Son buzul eridiğinde dünya gerçekten çok farklı bir yerde olacak. Ama maalesef bizler son buzulun erimesini durduramayacağımız bir noktaya doğru hızla ilerliyoruz. Yani bundan 50 yıl sonra biz böyle devam edecek olursak sona yaklaşmış olacağız. O nedenle önemli bu başlık. Bir uyarı yapmamız gerekirse bu kadar uzun vadeli olmaz. En iyi ihtimalle 10 senemiz var.

SM Türkiye:: Ekoloji, sürdürülebilirlik, çevre konuları Türkiye’de yeni konuşulan kavramlar. Niçin geç farkına vardık?

Levent Kurnaz: Farkına vardık mı? Ben sanmıyorum vardığımızı. Şu anda ajandamızda yer almıyor böyle bir konu. Yani çevre, sürdürülebilirlik uçlarda bir yerlerde halâ bu kavramlar. Ama şu var ki dünyanın geri kalanı da bizden ilerde değil bu anlamda. Biz Türkler yerleşik düzene yeni geçtik. Arkada halâ bir yerlerde göçebe olarak yaşıyoruz. Meselâ ülkemizde evlere baktığınızda dışına sıva bile yapmazlar ama içi daha güzeldir. Bu bir tür çadır kültürü. Biz evin dışını da sıvadığımız zaman ancak yerleşik hayata geçeceğiz. Bu problemin temeli biz bir gaz yakıyoruz (petrol, kömür, doğalgaz vs) ve bu gazdan karbondioksit çıkıyor, bu karbondioksitten de dünyanın etkilenmeyeceğini düşünüyoruz. Ana problem bu. Atmosfer ile zihnimizde oluşturduğumuz yargı o kadar yanlış ki… Ama gelin görün ki atmosfer o kadar büyük değil.

“2100 senesinde deniz seviyesinin yaklaşık 2 metre yükselebileceği öngörülüyor. Kadıköy, İzmir Kordonu bunların hiçbiri yok. Her geçen gün biraz daha yükselecek. Yavaş yavaş… İnsanlar benden sonrası tufan diye düşünmesin bu yersiz çünkü sen yaşarken de o tufan başlamış olacak. “

SM Türkiye: Bir yok sayma hali söz konusu öyleyse?

Levent Kurnaz: Evet, çevre, atık gibi konular şuanda yok sayılıyor. Çünkü var sayarlar ise bir şey yapmak zorundalar. Bu sadece politikacılarla ilgili değil. Vatandaşta da durum aynı. Meselâ bir trafik ışığında durdunuz. Görüyorsunuz ki 60 saniye var kırmızının yeşile dönmesine. Önünüzdeki aracın şöförü portakal yiyor ve kabuklarını dışarı atıyor ve tam yanında da bir polis memuru var ne yaparsınız? Şimdiye kadar bu soruya hiçbir doğru cevap alamadım. Yapmamız gereken şey arabadan ineceksiniz. O portakal kabuklarını alacaksınız ve camdan içeri adamın kucağına atacaksınız. Polis sadece sizin o esnada sizin dayak yememenizi sağlayacak olan kişidir. Uyarmak, sahip çıkmak bizim görevimizdir. Doğayı rahat rahat kirletilecek bir yer olarak görmememiz gerekir. Bizim algımıza göre temiz olması gereken yer arabanın içi. Şunu düşünüyoruz; portakal kabuğunu attığım zaman nasıl olsa biri onu temizleyecek. Ya da bacadan çıkan karbondioksitin havayı kirlettiğini biliyoruz ama bunu kabul etmek işimize gelmiyor. Bilmemek eğitim, ama işine gelmemek o başka bir şey.

SM Türkiye: Peki büyük ya da çok uluslu şirketlerin bakışı, tutumu?

Levent Kurnaz: 2000 yılını hatırlarsınız. Yani bundan sadece 20 sene önce. Ve şu anda büyük şirket olarak algıladığınız pek çok şirket olmayacak. 2040 yılında adını bile bilmediğimiz bir şey olacak ve şu an dev şirket olarak nitelendirdiğimiz bir çok şirket hayatta olmayacak. Bunu algılamamız gerekiyor. O kadar hızlı bir değişim içerisindeki dünya. Bugün var olanlar 20 yıl sonra olmayacak, çok net! Biz çocuklarımızı sanki dünya 20 yıl sonrada aynı olacakmış gibi yetiştiriyoruz. Biz onlara yıllardır tarih, kimya, matematik falan öğretiyoruz. Mesela doğada kendi domateslerini yetiştirmeyi öğrenmesi belki daha doğru olacak gelecekte daha çok işine yarayacak ya da yapay zekâ öğrenmesi. Bilemiyorum kimsenin bildiğini de sanmıyorum. Çocuklar doğayı tanımadan kötüye giden bu dünyada nasıl olacakta bir şeyler üretecekler?

“Ne olursa olsun artan sıcaklık ve nemle işgücü ve verim düşüyor, tartışmasız. Bunu çalıştık ortaya koyduk, makalelerimiz var. Ne zaman olacağını, hangi ortamlarda ne olacağını biliyoruz. Buna karşı hepimizin hazırlıklı olması lazım.’’

SM Türkiye:Biliyoruz ama sizden bir kez daha duymak istiyoruz. Buzullar neden eriyor hocam?

Levent Kurnaz: Güneşten dünyaya belirli bir miktar enerji geliyor ve hesap olarak aynı miktarda enerjinin çıkması gerekiyor ki enerji dengesi olsun. Atmosfer gelen enerjiye bir şey yapmıyor ama çıkan enerjinin bir kısmının çıkmasına engel oluyor. Gelen çıkandan fazla olunca (ki şuan öyle) dünya yavaş yavaş ısınıyor ve masa üzerine koyduğumuz bir buz küpü gibi eriyor. Çünkü onlar belirli bir ısı dengesine göre oluşmuş doğa olayları. Bunu kurtarabilir miyiz? Kurtarabiliriz, halâ vaktimiz var. Ama bu vakit çok uzun bir zaman değil. Bizim önümüzdeki 10 senede buzulların erimesine neden olan sistemi değiştirmemiz gerek.

SM Türkiye: Bunu nasıl başaracağız? Toplumsal bir algı değişimi gerekiyor? Ya da insanlar konfor alanından uzaklaşmayı mı seçecek? Direnç oluşacak…

Levent Kurnaz: O kadar bile değil çok daha kötü bir şey olacak. Düşünün otomobil denen kavram sadece 120 sene geriye gidiyor. Bir süre sonra otomobil olmayacak. Biz sadece otomobilin olduğu bir çağda yaşıyoruz. Düşünce yapımız otomobilin her zaman varolduğu ve var olacağı üzerine kurulu. Bu çok yanlış. Hangi hayatın içinde yaşıyorsak o hayatın içinde uçak olmayacak, otomobil olmayacak, kamyon olmayacak belki tren de olmayacak. Bu durum konfor alanımızla alâkası olan bir şey değil. Doğal kabul ettiğimiz şeyler yakın gelecekte olmayacak. Çünkü onlar olursa biz olmayacağız.

SM Türkiye: Biraz daha açar mısınız?

Levent Kurnaz: Diyelim Kabataş’da duruyorsunuz karşıya Üsküdar’a geçmek istediniz. Nasıl geçersiniz? Şimdi arabama binerim köprüden dolanırım derseniz bu bir seçenek. Ya da motora binerim Üsküdar’a geçerim. Eminönü’ne giderim oradan Marmara’ya binerim bu da üçüncü şık ama bu kadar, bunlarla kısıtlıyız. Meselâ belediye ya da Ulaştırma Bakanlığı denizin altından bir yol açsa üstüne de yürüyen merdiven koysa. Nedense bunları hiç düşünmüyoruz. Yürüyen yolun deniz motoruyla aynı paralelde hızda olduğunu düşünebiliriz mesela. Bu bizim hayatımızı daha az konforlu yapmayacak. Gene benzer bir konforda yaşıyor olacağız ama başka bir hayat olacak.

SM Türkiye: Hocam peki buzullar erirse ne olur?

Levent Kurnaz: Taksim ada olur. Söylediğimde insanlar bazen inanamıyor, öyle akademisyen arkadaşlar da var.

SM Türkiye: Çünkü anlattıklarınız fantastik bir film gibi?

Levent Kurnaz: Aynen. Ama sorduğunuz soru şu; erir mi erimez mi kısmından bağımsız olarak son buzul erirse ne olur? Bu ortaokul matematik sorusu. Çünkü dünyanın büyüklüğünü biliyorum. Ne kadarının denizle kaplı olduğunu biliyorum ve dünyadaki buzun kalınlığını ve alanını biliyorum. Dolayısıyla o buzul eridiğinde deniz seviyesini yükseltecek belli. Cevabı 70 metre çıkar. Taksim meydanı bir ada. Biz bunu görür müyüz, kesinlikle görmeyiz. Bu epey bir uzak bir gelecek.

“Afrika’nın nüfusunun bu yüzyılın sonunda yaklaşık 6 katına çıkması bekleniyor. Neyle beslenecekler? Zaten şu an açlar. Karşılarına çıkacakları tek ülke Türkiye. O noktada bizim politikamız ne olacak?”

SM Türkiye: Sanırım sihirli cümleyi söylediniz. İnsanlar uzak gelecek ile ilgilenmiyorlar. Yakın vadedeki gelişmeler ise harekete geçmelerini sağlayabiliyor.

Levent Kurnaz: Geçen gün ilkokul 4. Sınıf öğrencileri ile konuştuk. Dedik ki onlara 10 senemiz var. Bu problemi düzelttik düzelttik yoksa çok kötü bir gelecek bizi bekliyor. Gece hiçbiri uyumamış. 2030 yılbaşında dünya yok olacak diye. 2100 senesinde deniz seviyesinin yaklaşık 2 metre yükselebileceği öngörülüyor. Kadıköy, İzmir Kordonu bunların hiçbiri yok. Her geçen gün biraz daha yükselecek. Yavaş yavaş… İnsanlar benden sonrası tufan diye düşünmesin bu yersiz çünkü sen yaşarken de o tufan başlamış olacak. Yani herkes bu işi biraz Nuh Tufanı gibi düşünüyor.

SM Türkiye:Göçler başlayacak? Tarım nasıl etkilenecek?

Levent Kurnaz: Türkiye’yi kendi başına bıraksalar tüm sınırlarımızı kapatsalar sağ kalma ihtimalimiz çok yüksek. 150 milyon nüfusla değil tabi. Ürettiğimiz tarımsal üretim bu yüzyılın sonunda 40-50 milyon kişiyi dikkatli davranırsak besleyebilir. Ama mantığa ters düşen şeyler yapmamamız lâzım. Sadece ne gerekiyorsa yetiştirerek bu yüzyılın sonunda 40 milyon insana bakabiliriz. Hatırlarsanız Suriye probleminde bir anda nüfusumuz 4 milyon arttı.

Bangladeş bu yüzyılın sonunda tarım alanlarını kaybedecek. Ve bu ülkenin nüfusu 150 milyon.

Suriye’de olduğu gibi ‘buyrun bize gelin’ diyebilecek bir durumumuz yok. Yani inanılmaz bir savaşa gidecek dünya. Ve göç edecek insan sayısı 50 milyon ile 100 milyon mertebesinde. Ana problem aç kalmak. Bangladeş, Mısır, Etiyopya bu alanda başı çekecek. 10 milyon kişi bir anda yürüyüşe geçecek kuzeye doğru. Akdeniz’den karşıya geçemezler. O zaman gelecek bizim sınırımıza 50 milyon kişi. Ne yapacağız? Geçmişte bunlar oldu, gelecekte de olacak. Afrika’nın nüfusunun bu yüzyılın sonunda yaklaşık 6 katına çıkması bekleniyor. Neyle beslenecekler? Zaten şuan açlar. Karşılarına çıkacakları tek ülke Türkiye. O noktada bizim politikamız ne olacak? Buyrun gelin mi diyeceğiz? Kafkaslardan Rusya’ya mı gidin diyeceğiz? Ya da Trump’ın yaptığı gibi duvar mı çekeceğiz? Bunları oturup şimdi konuşmamız lâzım. Kapımıza 10 milyon kişi geldiğinde düşünmek için çok geç olacak.

“Geçen sene 4 tane Batı Nil Vakası oldu İstanbul’da. Bu daha önceden İstanbul’da yaşanmayan bir vaka. Sivrisineklerle yayılan hastalıklar çılgınlar gibi artacak.”

SM Türkiye:İklim değişikliğinin insan sağlığını tehdit eden faktörleri peki? Özel risk grupları var mı?

Levent Kurnaz: Korkunç derecede var. 2003 yılında hatırlarsanız Avrupa’da korkunç bir sıcak hava dalgası yaşandı. Bunun neticesinde 70 bin kişi öldü. Aynı büyüklükte bir sıcak hava dalgası 2019 yılında oldu. Sanıyorum ölüm sayısı 3 bin civarında. Bu şu anlama geliyor; Avrupa 2003 yılında olanları gördü, anladı, ders aldı ve önlem geliştirdi.

Avrupa’da biliyorsunuz büyük aileye bakım sorumluluğu diye bir şey yok. Yaşlılar kendi başlarına evlerinde ya da bakım evlerinde yaşıyorlar. Ve bu az önce bahsettiğimiz ölen grup bebek ve yaşlılardan oluşuyor. Yaşlı grubun ölmesine sebep olan şey de klimaları yok. Çinko damlı binalarda yaşıyorlar ağırlıklı. Çinko kışın sıcak ancak yazın fırın gibi oluyor. Bu sorun baş gösterince devlet ve toplum önlemler aldı. Bu sebeple çatı izolasyonuna başladılar. Bölgesel olarak yaşlıları aramayı başardılar. İyi misiniz? Bir şeye ihtiyacınız var mı? diye tek tek sordular.  Dışarıya haber veremeyecek olanların kapısını çaldılar. Ve bu yolla 67 bin kişinin hayatını kurtardılar. Bu 2 haftada oldu.

Biz bu bağlamda bakıldığında evet yaşlılarımıza, çocuklarımıza çok daha iyi bakıyoruz. Ama bu bakımı 50 derece sıcaklara maruz kaldığımızda ve elektrikler olmayıp, klimalar çalışmadığında da başarabilecek miyiz? Diyorlar ki “Bu sıcaklar Adana’da da oluyor” evet oluyor ama Adana’da herkes damda yatıyor. Yani Adana’nın yazın 1 numaralı sağlık sorunu damdan düşenlerin kolunu kırması. Şimdi sıcak çarpması gibi bir sorunumuz var. Meselâ bu damda yatanlar için cibinlik vardır. İstanbul’da hiç cibinlikle yatan gördünüz mü hiç? Cibinlik denen şey Türkiye’de kalmadı, artık pencereye tel geriyoruz. Ama 1 tane sivri-sinek yolunu bulup içeri girdiği an işiniz bitti. Ne yapacaksınız sinek ilacı. Kimyasal, onun sana ne yaptığını biliyor musun? O da ayrı bir problem.

Geçen sene 4 tane Batı Nil Vakası oldu İstanbul’da. Bu daha önceden İstanbul’da yaşanmayan bir vaka. Sivrisineklerle yayılan hastalıklar çılgınlar gibi artacak. Türkiye’de sıtma yoktu yavaş yavaş onlar olmaya başladı. Var ve artmaya devam ediyor. Ocak ayının ortasındayız ama halâ kar yağmadı. Sıcak çarpması ve salgın hastalıklar kapımızda.

“2040 yılında adını bile bilmediğimiz bir şey olacak ve şuan dev şirket olarak nitelendirdiğimiz bir çok şirket hayatta olmayacak.”

SM Türkiye:Peki İş Sağlığı ve Güvenliği alanında bizi neler bekliyor?

Levent Kurnaz: İş sağlığı ile ilgili bir durumumuz var. O da çalışamıyoruz… Sıcak havalarda yaşanan ölümlerle ilgili maalesef veriye ulaşamıyorsunuz. Adana’dan örnek vereceğim insanlar güneşe ateş ediyorlardı. Böyle yavaştan yavaştan etkileniyoruz.

‘‘Şunu bilmemiz gerekiyor ki ne olursa olsun artan sıcaklık ve nemle işgücü ve verim düşüyor tartışmasız.’’  Bunu çalıştık ortaya koyduk, makalelerimiz var. Ne zaman olacağını, hangi ortamlarda ne olacağını biliyoruz. Buna karşı hepimizin hazırlıklı olması lazım.

SM Türkiye: Diğer ülkeler ne gibi önlemler alıyor peki?

Levent Kurnaz: ABD’de bizim bilmediğimiz bazı uygulamalar var. Örneğin maçlarda hava 35 derece, güneşte tabi 50 dereceyi buluyor sıcaklık. 30 metre uzunluğunda, 3 metre yükseliğinde buzdan bir duvar örüyorlar, arkasına vantilatörler koyuyorlar sahada. Önünde futbolcular oturuyor. Ancak serinletiyor. Biz de bu tür çözümler bulmak zorundayız. Eskiden kimse gece vardiyasında çalışmak istemezdi şimdi belki gece vardiyasında çalışmak isteyecek herkes. Sıcaklık çok korkunç bir problem olacak çünkü. Tüm bunların çözümlerini oturup, düşünüp şimdiden üretmemiz gerekiyor.

SM Türkiye: Denizler okyanuslar açısından nasıl değerlendiriyorsunuz durumu?

Levent Kurnaz: Aslında ne kutup ayılarından ne de mercan resiflerinden konuşmaktan çok hoşlanmıyorum. Çünkü bunlar konuyu bizim coğrafyamızdan uzaklaştırıyor. Bizim coğrafyamızda yaşayan ve yok olan pek çok şey var. Kutup ayılarını iklim değişikliği olarak görüyoruz. Ana problem bizim coğrafyamız. Bu sene balık yemedik ve yemeyeceğiz. Hamsi Karadeniz sıcak olduğu için Ukrayna’ya kaçıyor. Ama 5 sene sonra da o da olmayacak. Kızıldeniz’den gelen balon balıkları olacak. Belki bizde onlara alışacağız ama o olana kadar zaman geçecek.

 

 

Safety Management Türkiye dergisini okumak için bize yazabilirsiniz.