Ekonomist Prof. Dr. Emre Alkin: Herkes için Teknoloji

Dünya Mobil Teknolojileri Fuarının ilk günü Huawei’nin Başkan Yardımcısı Ken Hu ile 30 dakikalık bir söyleşi imkânı bulduk. Aklımızdaki soruları da sormaya vaktimiz oldu. “Bir Türk, bir İngiliz, bir İspanyol ve bir Güney Afrikalı” diye anlatmaya başlayacağım ama fıkra sanmayın sakın. Ben ve 3 kıymetli katılımcı Ken HU’ya hem soru sorduk hem de dertleştik diyebilirim. Doğal olarak, İngiltere ve İspanya’nın dijitalleşme sorunları farklı, Güney Afrika’nın ise farklı. Türkiye ise iki grubun tam ortasında farklı dertleri çekiyor.

Ken HU, “digital inclusion” olarak tarif edilen olgunun 2000’li yıllarında başında sadece cep telefonu sahip olmakla özleştirildiğini ifade ederken, “o zamanlarda dijitallik diye bir şey bana göre yoktu” diye altını çizdi. Bugün bile Avrupa nüfusunun yüzde 20’sinin dijital kabiliyetlere sahip olmadığını şaşırarak öğrendiğinin söyledi. Halbuki yeni uygulamalar yoluyla değer yaratmak için dijital kabiliyetler gerekiyor. O zaman bu bahsettiğimiz “dijital katılımcılık” nasıl sağlanacak?

Aslına bakılırsa teknoloji sayesinde toplumsal, bölgesel hatta küresel katılımın artırılması anlamına gelen “digital inclusion” terimini tam olarak tarif etmek kolay değil.  Dolayısıyla, yarım saatlik söyleşide hep beraber tanımı genişlettik diyebilirim. Sonunda “toplumu, insanlığı güçlendirmek” tanımı üzerinde uzlaşıldı. Bunun içine eğitimden ekonomiye, bilim ve sanattan demokrasiye, bilginin maliyetini düşürmekten dijital kabiliyetleri artırmaya kadar her ayrıntı girebilir. Yani “dijital katılımcılık” akıllı cihazlarla iletişimden toplumsal kalkınmaya doğru giderek evrilmekte.

Güney Afrika’dan katılan Dostumuz, “bilgiye ulaşmanın maliyeti bizde çok yüksek, nasıl dijital kabiliyetleri artıracağız” diye şikâyet ederken, aslında bu zamana kadar yapılan teknik tartışmalarının çoğunu “ayrıcalıklı insanların tartışmaları” olarak tariflemiş oldu. Dünyanın ciddi bir kısmı düşük gelir seviyesinde olmasına rağmen dijitalleşmenin nimetlerine oldukça pahalı şekilde ulaşırken, büyük bir çoğunluk bu nimetlere dokunamıyor bile. Dolayısıyla “herkes için teknoloji” mottosu önemli ama içinin mutlaka doldurulması gerekiyor.

Diğer taraftan Türkiye gibi ülkelerin derdi başka. On yıl sonra var olmayacak sektörler ya da işlerde çalışanların dijital teknolojilere doğru kaydırılması kolay değil. Türkler hala “üretim” kelimesini konvansiyonel işlerle tarif ediyorlar. Finans Kurumları bile en son teknolojileri kullanırken, uygulama yazanlar ve teknoloji üretenlere 20. yüzyılın paradigmalarıyla yaklaşıyorlar. Finans Kurumları müşteri profilini bu şekilde tariflemeye devam ederlerse, hem kendileri hem de Türkiye’ye için önemli bir fırsatı tepmiş olacaklar. Dolayısıyla kredi kuruluşlarının saha ekipleri “makine var mı, bina var mı, kaç kişi çalışıyor” gibi sorulara “server var mı, bulut teknolojisi var mı, yazılımcı var mı, dijital alt yapı yeterli mi” gibi soruları da eklemeli.

 

“İnsan faktörünü nereye konumlandıracağız ?”

Sanıyorum, yukarıda saydığım sebeplerden dolayı, finans kesiminde firma değerlemesi yapan kişilerin de çeşitlenmesi gerekecek. Sürekli olarak yeterince teminata sahip olduğu bile şüpheli olan konvansiyonel şirketlere kredi vermeye meyilli olan finans kurumlarının, “sıradaşı” işler yaparak hızlı büyüyen firmalara ya da projelere destek vermesi için norm kadro tariflerinde değişikliğe gitmeleri gerekiyor.

Birleşik Krallıktan katılan Dostumuzun “financial inclusion” yani finansal katılımcılık olarak tarif ettiği blockchain gibi uygulamalara Türkiye bir adım uzaklıkta, ancak o adımı atmamakta direniyor. Sanıyorum birçok kurum Blockchain ile birlikte gereksiz hale geleceklerini anlamış durumdalar. Direniş belki de bu sebeple devam ediyor. Bir zihniyet devrimi yapmakta fayda var. Bir kere daha söyleme ihtiyacı hissettim.

Barselona’daki fuarın öne çıkardığı 5G mesele-sine gelirsek: Türkiye’nin bu konuda maalesef elle tutulur bir fiber optik altyapısı yok. Hem teknik hem de coğrafi yetersizlikler olabilir. Ancak, mikro dalga yardımıyla da 5G teknolojisine ulaşmak mümkün.  Bunun için de yatırım gerekiyor elbette. Türkiye’nin öncelikleri buna müsaade eder mi bilemiyorum. İnşaat yapmaya o kadar odaklanmışsız ki tarım dahil tüm faaliyetler geriliyor. İşin ilginç tarafı bugün inşaat da gerilemekte.

Buradaki katılımcılar ve konuşmacıları dinlerken ülke olarak yaptığımız hatayı anladım: Biz dijital teknolojileri insanın dokunuşunun üzerine koymaya çalışıyoruz. Halbuki, dijital altyapıyı doğru şekilde kurup bunun üzerine insana “sihirli dokunuşlar” yaptırmalıyız. Umarım, yetkili ve etili kişilere söylediğimi doğru şekilde aktarabilmişimdir.

 

Safety Management Türkiye dergisini okumak için bize yazabilirsiniz.