Birleşik Metal İş Sendikası, Genel Sekreter’i Özkan Atar ile Röportaj

Birleşik Metal İş Sendikası, Genel Sekreter’i Özkan Atar;

 

“İnşaat, madencilik ve metal iş kazalarında başı çekiyor”

Otomotiv ve otomotiv yan sanayi, beyaz eşya, elektronik, demir çelik, döküm, makine sanayi sektörlerinde örgütlü olan ve 32 bin üyesi olan Birleşik Metal İş Sendikası bu ayki konuğumuz. Sendika Genel Sekreteri Özkan Atar, ülkemizde iş sağlığı ve güvenliğine bakışı bir sendikacı gözüyle Safety Management Türkiye okurları için değerlendirdi.

 

SM Türkiye: Birleşik Metal İş Sendikası hakkında bilgi verebilir misiniz? Ne kadar üyeniz var?

Özkan Atar: Sendikamız, DİSK’in kuruluşuna öncülük eden ,1947 yılında kurulmuş olan Maden-İş Sendikası ile bağımsız Otomobil-İş Sendikası’nın 4-5 Eylül 1993 tarihinde birleşerek Birleşik Metal İş Sendikası adını almasıyla, yine DİSK konfederasyonu çatısı altında yoluna devam ediyor. Yaklaşık 32 bin metal işçisi sendikamıza üye. Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS) ve Endüstriyel Metal İşverenleri Sendikası (EMİS) ile grup toplu iş sözleşmesi ve işveren sendikası üyesi olmayan yaklaşık 70 işyeri ile de bireysel toplu iş sözleşmeleri yürütmekteyiz. Sendikamız  bölgelerde  8 şube  ve 4 irtibat bürosu  ile ülke çapında faaliyet göstermektedir.

 

SM Türkiye: Hangi İşkollarında örgütlüsünüz?

Özkan Atar: Metal işkolunda örgütlüyüz. Otomotiv ve otomotiv yan sanayi, beyaz eşya, elektronik, demir çelik, döküm, makine sanayi diye sıralayabileceğimiz metal işkolu kapasımdaki alt sektörlerde.

 

SM Türkiye: İş sağlığı ve güvenliği alanında Türkiye’nin durumunu/ gelişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özkan Atar: Bu sorunun Türkiye için çok kritik ve vicdanları yaralayan bir cevabı var bizim açımızdan. Biliyorsunuz artık bu alan 2012 yılından bu yana, alana özgü bir yasa ile 6331 sayılı yasa ile düzenlenmektedir. 2012 yılına kadar İSİG alanı, 4857 sayılı İş Kanunu’nda yer alan sınırlı sayıda madde ve bunlara istinaden çıkartılan tüzük ve yönetmeliklerle düzenleniyordu. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte, 4857 sayılı İş Kanunu’nun işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin hükümleri yürürlükten kaldırıldı ve yönetmeliklerin birçoğu yeniden düzenlendi. Tabii ki toplumun büyük bir kesiminde iş cinayetlerinin, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önleneceği beklentisi oluştu. Ama aradan  geçen zaman içinde beklentilerin karşılandığını söylemek mümkün değil. Elbette, bu alana dönük  bir yasa temel ihtiyaç. Ancak 6331 sayılı yasa yürürlüğe girmesiyle birlikte, en çok tartışılan ve değiştirilen yasalardan biri oldu. Yasa’nın çıkarılma gerekçelerine rağmen iş cinayetlerinin, iş kazalarının artması var olan meslek hastalıklarının tespit edilememesi, yasa maddelerinde sık sık yapılan değişiklikler ve ötelemeler bu tartışmanın en önemli yanları oldu. Aradan geçen yedi sekiz yıla rağmen, 6331 sayılı yasa ve uygulamasının henüz oturmadığını ve sürekli yapılan değişiklikler nedeniyle bir süre daha bu tartışmalı durumun devam edeceğini öngörebiliriz. Aslında belki konuşmaya yasanın çıkış gerekçesinden başlamak gerekiyor. 6331 sayılı kanun’un yapılmasında, somut ihtiyaç ve sorunlar yanında, hükümeti harekete geçiren esas dinamik dönemsel politik ihtiyaçlar olmuştur. Hükümetin, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) İş Sağlığı ve Güvenliği ve Çalışma Ortamına İlişkin 155 sayılı ve İş Sağlığı Hizmetlerine İlişkin 161 sayılı Sözleşmelerini 07.01.2004 tarihinde onaylanması süreci sonrasında, işyerlerinde sağlık ve güvenlik alanıyla ilgili özel bir yasa yapma zorunluluğu Avrupa Birliği (AB) ile üyelik müzakerelerinin 3 Ekim 2005 tarihinde başlaması sonrasında gündeme geldi. AB’nin 1989 yılında kabul ettiği sınırlı istisna dışında bütün çalışanları kapsayan 89/391/EEC sayılı Çerçeve Direktifinin, AB müzakere sürecinde “ön şart” olarak masaya getirmesi, ülkemizde 6331 sayılı kanunun hazırlanmasında önemli bir etken oldu.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na 2013-2017 tarihleri arasında yayımlanan 8 torba kanunla toplam 40 defa müdahale edildi. 20’si ek madde ve cümle şeklinde yapılırken 20’si ise kelime ve madde değişikliği şeklinde yapılmıştır. 04/04/2015 tarihinde kabul edilen ve 23/04/2015 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan 6645 sayılı Kanun, 20 ek/değişiklikle en fazla müdahalenin yapıldığı torba kanun oldu.  Bunu 7 değişiklikle 10/09/2014 tarihinde kabul edilen ve 11/7/2014 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan 6552 sayılı torba kanun izledi.

6331’de yapılan değişikliklerin yasa’nın uygulamasını geciktirme, etkisini azaltma gibi olumsuz etkilerinin yanında, bir diğer boyutu da yasa yapma tekniği ile ilgilidir. Bu kadar kısa sürede çalışma hayatı ile ilgili temel bir yasada çok sayıda değişiklik yapılması “yasama kalitesi” ilkesiyle bir diğer ifadeyle, öngörülebilirlik, izlenebilirlik ve şeffaflık ilkeleriyle de çelişmektedir.

Nihayetinde, işçi sağlığı iş güvenliği alanında bir uzlaşı ve alanın ihtiyacına göre alandaki paydaşların sendikaların, meslek odalarının, akademi alanının ortaklaştığı bir süreç işlemedi.

 

SM Türkiye: Peki meslek hastalıkları konusu?

Özkan Atar: Meslek hastalıkları alanı ise tam bir muamma. Meslek hastalıklarını tespit edilmemesi üzerine kurulmuş bir sistem var. İşçileri koruyabilen bir sosyal devlet politikamız yok, meslek hastalığına yakalanan ya da iş kazası geçiren işçi  bazı işletmelerde kendi başına çaresiz kalıyor. Bu nedenle işçiler genç iken yakalandıkları meslek hastalıklarını saklama eğilimine giriyorlar, çünkü ötesi işsizlik ve açlık, bu çok net. O nedenle bugün işçiyi koruyan gözeten bir politikadan söz etmek mümkün değil.

 

SM Türkiye: Risk grupları olarak hangi işkollarını görüyorsunuz? En fazla yatırım yapılması gereken işkolları hangileri?

Özkan Atar: Bildiğiniz gibi yasal mevzuat çalışma hayatında işyerlerini az tehlikeli, tehlikeli ve çok tehlikeli işyerleri olarak sınıflandırmış ve yürütülecek olan çalışmaları ona göre belirlemiştir. O nedenle çok tehlikeli ve tehlikeli diye sınıflandırılan işyerlerine dikkat etmek gerekir, tehlikeleri çok daha fazla ama biz biliyoruz ki az tehlikeli işyeri diye umursamadığımız, önleyici politikaları hayata geçirmediğimiz işyerlerinde de istenmeyen ölümlü kazalar ve meslek hastalıkları ortaya çıkmaktadır. O nedenle her işyerinde işçi sağlığı ve güvenliği çalışmaları ciddiyetle ele alınmalıdır.

“Güvencesiz ve kayıt dışı, sendikasız çalışmanın yaygın olduğu esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaşmaya başladığı alanlar büyük risk altında. İnşaat sektörü başı çekiyor.”

Bunlara ek olarak güvencesiz ve kayıt dışı, sendikasız çalışmanın yaygın olduğu esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaşmaya başladığı alanlar da  büyük risk altında. Yine biliyoruz ki inşaat sektörü başı çekiyor. Ve yine güvencesizliğin, kayıtdışı çalışmanın ve örgütsüzlüğün yaygın olduğu tarım sektöründe, işçi ölümleri diğer sektörlere göre daha fazla görülmektedir.  Yine madencilik ve metal işkolu iş kazalarında sıralamanın devamından gelen sektörler.  İSİG Meclisi’nin geçtiğimiz günlerde açıklamış olduğu 2019 yılı raporlarından da bunu görmek mümkün. Bu rapor da bir önceki gibi aslında bu alanda samimi bir çalışma yürütmek istendiğinde yapılması gerekenleri bizlere çok net göstermektedir. Güvencesizlikle mücadele, kayıtdışı çalışmanın önlenmesi, Çocuk işçiliğin önlenmesi ve en önemlisi sendikalaşmanın önündeki tüm engellerin kaldırılması gerekiyor.

 

SM Türkiye: İstatistiki verileri paylaşabilir misiniz?  Sendika olarak bu anlamda  bir çalışmanız var mı?

Özkan Atar: Bu alanda istatistiki verileri bizler, bir resmi veriler diye nitelediğimiz SGK verilerinden bir de bu alanda 2012 yılından bugüne  veri toplayan   gönüllülük esasına göre çalışmalarını yürüten İSİG Meclisi’ni  yayınlamış olduğu raporlardan sağlayabiliyoruz. SGK verileri çok geriden geliyor. En son 2017 verilerini bulmak mümkün.

Çalışma alanının tamamını kapsamıyor, örneğin kayıt dışı çalışma dahil edilmiyor. Sigortalılık üzerinden veriler tutuluyor. Açıklanan ölümlü iş kazlarında, yaşamı sona eren işçi sayısında bu anlamda ciddi farklar vardır. Bu anlamda İSİG Meclisi gönüllüleri önemli bir eksiği, yapmış oldukları çalışmayla dolduruyorlar. Her iki rapordan da biliyoruz ki ülkemizde işçi ölümleri, çocuk işçi ölümleri kanayan yaramızdır. İSİG Meclisi geçtiğimiz günlerde 2019 yılı verilerini kamuoyuna açtı. En az 1736 işçi hayatını kaybetti. Bunların 115’i kadın, 67’si çocuk ve 112 göçmen işçi . İşçi ölümlerinde başı inşaat sektörü çekiyor.

“En mükemmel mevzuatı da çıkarsanız eğer uygulayacak iradeniz yoksa varacağınız nokta gene aynı olur. ”

Birleşik Metal İş, işçi sağlığı ve güvenliği alanında  önemli çalışmalar  yürüten bir sendika,  bu alanda  bir sendika olarak sorumluluğumuzun farkındayız. Bazı işverenlerin, bu alana yapılacak olan yatırıma maliyet gözü ile baktıklarından iş kazalarının da işçi ölümlerinin de ardı arkası kesilmiyor. Sendikaların örgütlü gücü ile bu alanda fark yaratabileceklerine inanıyoruz.  Bu alan çetin bir mücadele alanı aynı zamanda.  Sendikaların  ellerinde toplu sözleşme  gibi araçları mevcut ve böylelikle çalışma koşullarını olabildiğince işçi lehine  düzenleyebilir. Bu önemli bir güç. Sendikaların bu alana yönelik bir sendikal politikaları olması gerekir. Bizim Birleşik Metal-iş Sendikası olarak bu alan özelinde bir uzmanlık Dairemiz var ve bu alanda uzman istihdam ediyoruz. Çalışmalarımızı teknik bilgi ve deneyimi de kapsayacak şekilde yürütüyoruz. Bir de Bilim Danışma Kurulumuz mevcut, kurulumuz içinde alanında özellikle meslek hastalığı alanında bilgilerinden deneyimlerinden faydalandığımız   çok değerli hocalarımız mevcut ve oldukça ufuk açıcı çalışmaları hayata geçiriyoruz.

Sendikamız bu alanda üyelerin yaşadıkları sorunlara çözüm üretecek ve diğer sendikalara da örnek olacak bir çalışmayı başlatmış durumda. 2016 yılından bu yana, yetkili olduğumuz işyerlerinde, sendikamız tarafından görevlendirilen uzmanlar üretim sahasında incelemeler yapıyorlar. Sonrasında işyerlerinde görmüş olduğumuz eksiklikleri, ihtiyaçları ve alınması gereken tedbirleri  bir rapor halinde işyeri temsilcileri aracılığı ile işverenlere iletiyoruz. İşyeri İSG kurullarında öncelikle tespit ettiğimiz eksiklerin gündeme alınması için çaba harcıyoruz. Temsilcilerimiz de bu uzman desteği ile yapılan çalışmada farkındalıkları artıyor ve  iyileştirme yapılması için mücadele ediyorlar. Bu işyeri incelemelerini fiili duruma da bırakmadık ve toplu sözleşmesi maddesi haline getirmek için çaba harcıyoruz. Yani yılda bir defa  sendika uzmanı tarafından işyerlerinin ziyaret edilmesi rapor hazırlanması, ihtiyaç halinde  incelemelerinin tekrarlanması toplu sözleşmelerimizin hedeflerinden biri haline geldi. Bugüne kadar 25 işyerinde de toplu sözleşme maddesi haline gelmiş durumda. Bu çalışmayı yapan başka bir sendika da yok. Örnek bir çalışma olduğunu düşünüyoruz. Yine  işyerlerinde  kimi sorunların çözümü için toplu sözleşmelerimizi de bir araç olarak kullanıyoruz.   Kimi yasa maddelerini geliştiren taleplerimizi gündeme alıyoruz.

 

SM Türkiye: Kabul edilebilir iş yükü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Özkan Atar: Bir diğer sorun alanı olarak gördüğümüz konu işyerlerinde  daha seri üretim baskısı,  bunun işçinin hem psikolojisine hem de kas iskelet sistemine  olumsuz etkileri mevcut. Bunun için bir çalışma  yaptık.  Bu konuda  uzman bir kuruluştan, iki uzmanımıza eğitim aldırdık ve   sonrasında “sağlıklı çalışmaya uygun, kabul edilebilir iş yükü” sendika politika belgesini ortaya çıkardık ve sorun alanlarına  yönelik müdahalelerimizi yapıyoruz.  Bunların dışında üyelerimize yönelik eğitimler de  işçi sağlığı ve güvenliği alanına yönelik  çalışmalarımız arasında.

 

SM Türkiye: Sendika ve işveren arasında İş Sağlığı ve Güvenliği alanında nasıl bir köprü kuruyorsunuz?

Özkan Atar: İşçi sendikaları taraf kuruluşlardır. Mevcut sistem içinde işçilerin çıkar ve menfaatlerini korumak için varlar.  Bunu yasalardan ve örgütlü olmalarından aldıkları güç ile yaparlar. Bunun için diyalog dahil her türlü yolu denerler, müzakere ederler, ikna etmeye çalışırlar ve nihayetinde örgütlü güçleri ile bir dizi eylemi de hayata geçirme potansiyeli  vardır. İşyerlerinde çalışma koşullarının iyileştirilmesi için en önemli sorumluluk işverenlerindir. Tüm önlemleri almakla yükümlüler. İşçiye karşı da sorumluluğu vardır. Yapmış olduğumuz üye kimlik araştırmalarımız göstermektedir ki üye aidiyet duygusu yüksek bir sendikayız. Buradan hareketle işçiler arasında farkındalığın arttırılmasına yönelik çalışmalarımızı yoğunlaştırıyoruz.

“İnsan hayatının önemine dair bilinç, işçi sağlığı ve güvenlik önlemleri çok küçük yaşta insanlara verilmelidir.”

 

SM Türkiye: Size göre mevzuatlar yeterli mi?

Özkan Atar: Bir gerçek daha var ki aslında yasanın etkinliğini belirleyen  en önemli faktör, uygulanması için gösterilen  iradedir.  En mükemmel mevzuatı da çıkarsanız eğer uygulayacak iradeniz yoksa varacağınız nokta gene aynı olur.

 

SM Türkiye: İş sağlığı ve güvenliği kültüründe, önleyici yaklaşım nasıl olmalı?

Özkan Atar: Bu alan aslında birden fazla paydaşların sorumluluk alabileceği bir alan. İşçi ve işveren örgütleri hükümet, meslek odaları, bilim-akademi dünyası, aslından bu alana yönelik çalışmaların odağındaki kurum kuruluşlar. Hükümetin bu alanda hiç kimseyi dışlamadan herkesin alandan getirdiği bilgi ve deneyimi harmanlayarak bir politikayı hayata geçirmesi gerekiyor.  Denetlemelidir, caydırıcı cezaları uygulamalıdır. Bu bilincin işçi ve işverenlerden başlayarak toplumda yerleşmesi için çok köklü adımlar atılması gerekir. İnsan hayatının önemine dair bilinç, işçi sağlığı ve güvenlik önlemleri çok küçük yaşta insanlara verilmelidir. Buna ilişkin öğrenme süreci bir kamusal görev olarak yüklenilmeli  ve  tüm imkanlar buna yönelik olarak seferber edilmelidir.

 

SM Türkiye: İş Sağlığı ve Güvenliği’nde bir kaynak sorunu olduğunu düşünüyor musunuz?

Özkan Atar: Meseleye bir kaynak sorunu olarak bakmıyoruz, öncelik sorunu olduğunu düşünüyoruz. Sürekli kâr etme güdüsü ile hareket eden sermayenin, genel olarak kar kalemleri arasına işçilik maliyetlerini aşağıya çekme ve işçi sağlığı ve güvenliği alanına yatırım yapmama yaklaşımı geliyor.  İşverenlerin çalıştırdıkları işçilerin sağlığını ve hayatını korumaları gerekir. İnsan hayatından daha kıymetli bir şey yoktur. Olması gereken temel felsefe “üretim insan ve yaşam içindir ve insanca  olmalıdır” . İnsanı, diğer canlıları, doğayı ve geleceği yok eden bir üretim süreci kabul edilemez. Kapitalizmin daha fazla kâr, küresel rekabet ve hegemonyaya dayalı üretim süreci ,bugün başta işçi sınıfı olmak üzere tüm yaşamı tehdit ediyor. Sendikalar başta olmak üzere tüm emek örgütleri bu doğrultuda kesintisiz ve kararlı bir mücadeleyi yürütmelidirler. Biz de sendika olarak bu mücadelede en etkin biçimde ilerlemeye çalışıyoruz.

 

SM Türkiye: Teşekkür ederiz verdiğiniz değerli bilgiler için. Eklemek istedikleriniz var mı?

Özkan Atar: Yaşamımız, sağlığımız ve geleceğimiz için böylesine önemli bir konuda düşüncelerimizi ifade etmemize fırsat vermenizden dolayı sendikam adına teşekkür ediyor, yayın yaşamınızda başarılar diliyorum.

 

 

Safety Management Türkiye dergisini okumak için bize yazabilirsiniz.